Milan, Elena’nın kaçıp her şeyi anlatmasından korkmuştu.
Günler haftalara, haftalar aylara dönüşmüştü.
Bir noktadan sonra yaptığı şeyin geri dönüşü olmadığını düşünmeye başlamıştı.
Ama Elena büyüdükçe onu kontrol etmek daha da zorlaşmıştı.
Sonunda Milan çözüm bulmak için Vesna’yı aramıştı.
Planı Elena’yı başka bir şehre götürmek ve orada bırakmaktı.
Vesna buna izin vermemişti.
— Ona, Elena’yı bana getirmesini söyledim, dedi.
Otelde buluşmuşlardı.
Vesna odaya girdiğinde Elena on dokuz yaşındaydı.
Çok zayıflamıştı.
Saçları uzamıştı.
Ve konuşmakta zorlanıyordu.
Vesna onu gördüğünde gözyaşlarını tutamamıştı.
Elena ise önce korkmuş, sonra teyzesini tanımıştı.
Sarılıp uzun süre ağlamışlardı.
Nikola’nın gözleri doldu.
— Peki sonra?
— Onu eve götürdüm.
İlk haftalarda Elena dışarı çıkmak istememişti.
Pencerelerden bile korkuyordu.
Geceleri kabuslar görüyordu.
Milan’ın geri geleceğini düşünüyordu.
Vesna polise gitmek istemişti.
Fakat Elena buna karşı çıkmıştı.
— Neden?
Vesna’nın sesi titredi.
— Çünkü Milan ona yıllarca ailesinin onu aramadığını söylemişti.
Milena yüzünü ellerinin arasına aldı.
— Hayır…
— Ona annesinin yeni bir hayat kurduğunu, babasının onu istemediğini, küçük kardeşinin bile onu unuttuğunu anlatmış.
Nikola’nın gözlerinden yaşlar süzüldü.
— Ama ben her gün onu düşündüm.
Vesna başını salladı.
— Bunu sonradan öğrendi.
Elena yavaş yavaş toparlanmaya başlamıştı.
Yeni kimlik belgeleri çıkarılmıştı.
Bir kafede çalışmaya başlamıştı.
Sonra bir gün Vesna eve geldiğinde Elena gitmişti.
Masada yalnızca kısa bir not bırakmıştı.
“Beni sevdiğini biliyorum. Ama kim olduğumu öğrenmem gerekiyor.”
Nikola hemen sordu:
— Ne zaman?
— Yaklaşık on bir yıl önce.
Komiser Jelena notun hâlâ durup durmadığını sordu.
Vesna arkasındaki dolaptan eski bir kutu çıkardı.
İçinden sararmış bir kâğıt aldı.
Kâğıdın altında küçük bir ayrıntı vardı.
Bir şehir adı.
Plovdiv.
Polis araştırması yeniden başladı.
Bu kez ellerinde Elena’nın kullanmış olabileceği yeni bir soyadı da vardı.
Vesna ona annesinin kızlık soyadını vermişti.
Aradan üç gün geçti.
Dördüncü gün Komiser Jelena Nikola’yı aradı.
Sesi diğer görüşmelerden farklıydı.
— Nikola, karakola gelir misin?
Nikola telefonu kapattığında elleri titriyordu.
Karakola gittiğinde annesiyle babası zaten oradaydı.
Komiser Jelena’nın önünde birkaç belge vardı.
— Plovdiv’de Elena’nın kullandığı isimle açılmış eski bir çalışma kaydı bulduk.
Milena hemen sordu:
— Yaşıyor mu?
Jelena birkaç saniye durdu.
— Daha sonra Varna’ya taşınmış.
Nikola’nın sabrı tükeniyordu.
— Komiser, lütfen.
Jelena önündeki fotoğrafı çevirdi.
Fotoğrafta kırklı yaşlarının başlarında bir kadın vardı.
Uzun kahverengi saçları omuzlarına dökülüyordu.
Gözlerinin kenarında ince çizgiler oluşmuştu.
Ama Nikola onu anında tanıdı.
Çünkü o gözler değişmemişti.
— Elena…
Milena çığlık atarak ağlamaya başladı.
Dragan başını eğdi.
Komiser Jelena devam etti.
— Yaşıyor. Varna’da.
Nikola’nın boğazı düğümlendi.
— Onunla görüştünüz mü?
— Evet.
— Bizi görmek istiyor mu?
Komiser Jelena’nın yüzünde ilk kez hafif bir gülümseme oluştu.
— Özellikle seni.
İki gün sonra Nikola küçük bir tren istasyonunda bekliyordu.
Ellerini cebinden çıkaramıyordu.
İstasyona giren her insanın yüzüne bakıyordu.
Sonra kalabalığın arasında bir kadın durdu.
Elinde beyaz çiçek desenli küçük bir bez çanta vardı.
Nikola nefes alamadı.
Kadın da onu görmüştü.
Birkaç saniye birbirlerine baktılar.
On beş yıl önce Nikola yedi yaşında bir çocuktu.
Şimdi karşısında duran kadın ise kırk yaşına yaklaşmıştı.
Elena yavaşça ona doğru yürüdü.
Nikola’nın dudakları titredi.
— Gerçekten sen misin?
Elena gözyaşları içinde gülümsedi.
— Çok büyümüşsün.
Nikola daha fazla dayanamadı.
Ablasına sarıldı.
İkisi de uzun süre konuşamadı.
Yıllarca söylenemeyen bütün cümleler o sarılmanın içinde kaybolmuş gibiydi.
Bir süre sonra Elena fısıldadı:
— O duvardaki yazıyı buldun mu?
Nikola geri çekildi.
— “Seni bırakıp gitmedim.”
Elena başını salladı.
— Her gün o cümleyi yazmak istedim. Çünkü bir gün gerçeği öğrenirsen, seni terk ettiğimi düşünmeni istemiyordum.
Nikola yeniden ağlamaya başladı.
— Ben de hiçbir zaman buna inanmadım.
Elena eve dönmedi.
En azından hemen dönmedi.
Annesiyle, babasıyla ve Nikola’yla görüşmeye başladı fakat geçmişin bir anda silinmeyeceğini söyledi.
Milan’ın yaptıkları yıllarca süren bir yaraydı.
Ailesinin onu aramaktan vazgeçmemiş olması ise iyileşmenin ilk adımı oldu.
Aylar sonra eski ev satıldı.
Bahçedeki kulübe yıkıldı.
Yer altındaki odalar tamamen kapatıldı.
Nikola yıkım çalışmasını uzaktan izlerken Elena yanına geldi.
Elinde eski bez çantası vardı.
— Garip, dedi Nikola. Yıllarca buranın cevabı sakladığını düşündüm.
Elena başını salladı.
— Aslında cevap burada değildi.
— Nerede?
Elena kardeşine baktı.
— Beni aramaktan vazgeçmeyen insanlardaydı.
Nikola hafifçe gülümsedi.
O gün ilk kez ablasının kayboluşunu düşündüğünde içinde yalnızca öfke hissetmedi.
Çünkü bazı yaralar kapanmasa bile insan onlarla yaşamayı öğrenebilirdi.
Bazı kayıplar geri gelmezdi.
Ama bazen, yıllarca karanlıkta kalan biri sonunda eve dönüş yolunu bulabilirdi.
Ve Nikola artık gerçeği biliyordu:
Elena onu hiçbir zaman terk etmemişti.
Sadece geri dönmek için çok uzun bir yol yürümek zorunda kalmıştı.