Yorgunluk değil.
Sadece düzenli değil.
Yoksulluk bile değil.
Sömürüydü.
—Kızım her şeyi çarpışıyor —dedi annem, artık gerçekten gergindi—. Bir çocuk düşünmeden konuşur. Hem ne devam eder, ne de anne hiç dinlenmez mi? Ben yıllarca hamileyim, yıllar sonra…
Memur ona baktı.
—Kaç çocuğu var mı?
—Altı. Yedinci yolda.
—Gündüz kitapları kimlere bakıyor?
Annem durdu.
—Biz… hep birlikte.
—Kim birlikte?
Sessizlik.
Evin İçindeki saatin tik takları bile duyuluyordu.
Teyzem konuştu.
—Elif. Altı yaşında bir çocuk. Yıllardır.
Annem ona döndü.
—Sus! Sen ne bilirsin, çocuğu bile büyütmedin!
—Evet —dedi teyzem— ama bir çocuğun kapasitesimiş olup olmadığını tanırım.
Memur kâğıdı kaldırıldı.
—Telefonla görüşme yapmaması gerekiyor.
Annemin kontrolü kayboldu.
—Hayır! Bu aile meselesi!
Ama artık çok geçti.
Memur dışarı çıktı.
Diğer memur bende kaldı.
—Elif, dürüstçe cevap ver. Bu gece eve dönmek istiyor musun?
—Hayır.
—Güvende hissediyor musun?
—Hayır.
Annem güldü.
—Sanki'nin cehennemdeki hikayesi! Yatağı, yemeği var!
Memur onu dikkate almadı.
—Sana hiç vuruldun mu?
Anneme baktım.
O bana buz gibi bir öfkeyle baktı.
—Doğrudan değil —dedim— ama sürekli bağırıyor. Hakaret ediyor. “Yoksa işe yaramazsın” diyor. “Aile sensiz batar” diyor.
Memur almadı.
—Okula gitmeni engelliyorlar mı?
—Dolaylı. Geç kalıyorum. Uyuyakalıyorum. Ders çalışamıyorum. Geceleri bebekler ağlıyor.
—Çünkü en büyüksün! —diye bağırdı annem— Bu normal!
Teyzem bir adım attı.
—Bir daha böyle konuşma.
Annem artık ağlamıyordu.
Rol yapmıyordu.
Gerçek yüzü ortaya çıktı.
O sırada yurt dışından memur geri geldi.
Arkasında bir polis aracı daha vardı.Annemin rengi attı.