Annem hemen tonunu değiştirdi.
Yine de mağdur sesi.
Yine hesaplanmış kayıtsızlık.
—Çok hassas şeyler —dedi—. Kızım karışık. Aylardır. Sinirlendiğinde korkunç yalanlar yazıyor. Hayaller, suçlamalar… Bunu göstermek istemezdim ama görmeyi…
Bütün dünyanın buz kestiğini hissettim.
Söylemediği için değil.
Beni onların gözünde delirtmeye çalışmak anladığım için.
Beni dengesiz bir çocuk gibi göstermek istiyordu.
Yalancı gibi.
Kendi kararlarını veremeyen biri gibi.
Kâğıt elinde titriyordu.
Onu çok iyi tanıyorum.
Matematik defterimden koparılmış bir sayfaydı.
Üst köşesi devam ediyordu, üzerinde süt lekesi vardı.
Bunu üç ay önce gece saat ikide yazmıştım; en küçük kardeşim Sami büyüyü kessin diye onu kucağımda sallarken.
Saklamıştım çünkü bir şeyleri sürdürmek zorundaydım.
Kimse inanmasa bile.
—Verin —dedim.
Annem gülümsedir gibi yaptı.
—Ne için? Bunu da mı saklayacaksın?
Teyzem Ayşe orada durdu.
—Ne olursa olsun, bunu tehdit etmek için kullanamazsınız.
Memur eli uzatılır.
—Hanımefendi, kâğıdı göreyim.