Kapının önünde donakaldım. O küçük kız



Dünya başıma yıkıldı.

“Yalan söylüyorsun…” diye fısıldadım.

“Yoğun bakımdaydı,” dedi. “Durumu kritikti. Doktorlar yaşama ihtimali çok düşük dedi. Sen zaten zor durumdaydın… seni kaybetmekten korktular.”

Başım dönmeye başladı.
“Benden… sakladınız?”

“Ben de sonradan öğrendim,” dedi. “Ailem… doktorla konuşmuş. Seni üzmemek için… gerçeği gizlemişler.”

“Üzmemek mi?!” diye bağırdım. “Altı yıl boyunca çocuğumdan beni mahrum bırakmak mı üzmemek?!”

Sesim titriyordu, gözyaşlarım durmadan akıyordu.

“Onu ben büyüttüm,” dedi yavaşça. “Hastaneden çıktıktan sonra… sana nasıl söyleyeceğimi bilemedim. Sonra… her şey koptu zaten.”

O an her şey yerine oturdu.

Onun gidişi… uzaklaşması… kopuşumuz…

Hepsi bir sırmış.

Hepsi Elif’miş.

Dizlerim tutmadı. Yere çöktüm.

“Ben… altı yıl…” diye mırıldandım. “Altı yıl boyunca… çocuğumun öldüğünü düşündüm.”

Sessizlik çöktü.

Okul bahçesinden çocuk sesleri geliyordu. Hayat devam ediyordu. Ama benim için zaman durmuştu.

Bir süre sonra ayağa kalktım.

“Onu görmek istiyorum,” dedim.

Eski eşim başını salladı.

O gün ders çıkışını birlikte bekledik. Kalbim yerinden çıkacak gibiydi.

Kapı açıldı. Çocuklar koşarak dışarı çıktı.

Ve sonra…

İki küçük kız yan yana belirdi.

Ceren ve Elif.

İkisi de gülüyordu. İkisi de aynıydı.

Ceren bana doğru koştu. Elif bir an durdu… sonra o da adım attı.

Göz göze geldik.

Yavaşça diz çöktüm.

“Merhaba…” dedim, sesim titreyerek.

Küçük kız bana yaklaştı.

“Merhaba…” dedi.

Bir an duraksadı. Sonra sordu:
“Sen… Ceren’in annesi misin?”

Kalbim parçalandı.

Gözlerim doldu.

Titreyen bir sesle cevap verdim:
“Evet…”

Bir an sustum.

Sonra fısıldadım:

“Ve… senin de.”

O an… altı yılın acısı, hasreti, boşluğu… tek bir sarılışta eriyip gitti.

Elif bana sarıldı.

Ve ilk kez… eksik olan parçam yerine oturdu.
Reklamlar