Karar vermek kolay olmuştu ama uygulamaya geçmek zaman aldı. Evin bakım masrafları, gerekli izinler ve merkezin nasıl işletileceği konusunda görüş ayrılıkları çıktı.
Bir toplantıda Rıfat amcam eski alışkanlığıyla sesini yükseltti.Müzik Dinle
"Her masrafı ben karşılayamam!"
Naciye hemen karşılık verecekti ki annem araya girdi.
"Yine aynı şeyi yapıyoruz. Annemin evinde, annemin isteğini gerçekleştirmeye çalışırken birbirimizi kırıyoruz."
Herkes sustu.
Şevki önündeki hesapları gösterdi.
"Önce kimin ne kadar katkıda bulunabileceğini konuşalım. Kimse gücünün üstünde yük almasın."
Rıfat derin bir nefes aldı.
"Haklısınız. Özür dilerim."
O gün ilk defa birbirlerini suçlamak yerine birlikte çözüm aradılar. Yapılacak işleri paylaştılar, gerekli başvuruları takip ettiler. Evin eski eşyalarından kullanılabilecekleri korudular. Dedemin yaptığı ahşap raflar onarıldı, babaannemin sevdiği koltuk pencere kenarında bırakıldı.
Annem mutfak için gönüllü çalışmalarını düzenledi. Naciye bahçeyle ilgilendi. Rıfat ve Şevki onarım işlerini üstlendi.
Her biri bir zamanlar paylaşmak istediği eve şimdi emek veriyordu.
Bir yıl sonra kapıya küçük bir tabela asıldı:
"Cemil ve Nedret Dayanışma Evi."
Açılışta annem elimi tuttu.
"İyi ki o kutuyu masaya koymuşsun."
"Ya babaannem o gün hiç konuşmasaydı?"
Annem pencerelere baktı.
"Belki burada şimdi yalnızca bir satılık tabelası olacaktı."
İçeride yaşlılar çay içiyor, gönüllüler yemek hazırlıyordu. Dedemin mutfak duvarına çizdiği boy işaretleri hâlâ yerindeydi.
Babaannemin kutusu ise girişteki camlı dolapta duruyordu. İçinde fotoğraflar ve el yazısıyla bıraktığı son not vardı:
"Ev dediğin, duvarları olan bir miras değildir. İçinde birbirini unutmayan insanlar varsa yuvadır."
O gün anladım ki babaannem çocuklarına yalnızca bir ev değil, kaybetmek üzere oldukları aile olma duygusunu bırakmıştı.