Annem beni fark edince gülümsedi.
"Bak, annenin bile bilmediği tarifler varmış."
Babaannem başını salladı.
"Bilmek isteseydin öğretirdim kızım."
Annem o anda elindeki oklavayı bıraktı. Babaannemin yanına oturup ellerini tuttu.
"Seninle geçirebileceğim bunca günü nasıl kaçırmışım?"
Babaannem kızının yanağını okşadı.
"Geçmiş günleri geri getiremeyiz. Ama önümüzdeki günleri boşa harcamayabiliriz."
O öğleden sonra üçümüz aynı masada börek yedik. Annem ilk kez acele etmeden, telefonuna bakmadan saatlerce oturdu. Ayrılırken ertesi hafta hangi yemeği yapacaklarını bile kararlaştırmışlardı.
Rıfat da bahçenin çitlerini onardı, dedemin fotoğraflarını çerçeveletti. Naciye çiçekler getirdi, Şevki alışverişi düzenli üstlendi.
Üç ay sonra babaannem hepimizi yeniden topladı.
Masada çay ve küçük bir defter vardı.
Defterin sayfalarına çocuklarının ziyaretlerini yazmıştı. Nezahat'la yaptığı böreği, Rıfat'ın onardığı bahçeyi, Naciye'nin çiçeklerini...
"Artık paralarınızı değil, birlikte geçirdiğimiz günleri biriktiriyorum," dedi.
İki yıl sonra babaannemin 102. yaş gününü aynı evde kutladık. Torunlar bahçeye masa kurdu, çocuklar dedemin diktiği ağacın etrafında oynadı. Kimse mirastan söz etmedi.
Mumları üflerken hepimiz yardım ettik.
Kulağıma eğilip fısıldadı:
"Yüzüncü yaş günümde hayatımın bittiğini sanmıştım. Meğer yeniden başlamış."
Birkaç ay sonra babaannem yatağında huzur içinde hayata veda etti.
Cenazeden sonra altı kardeş aynı masada toplandı. Vasiyetname hukuki süreçte değerlendirildi, herkes yasal haklarını öğrendi. Ardından anlaşarak evi satmamaya ve babaannemin isteğini gerçekleştirmeye karar verdiler.