Babaannemin 100. Yaş Gününde Altı Çocuğu Miras Kavgasına Tutuştu,

Babaannemin 100. Yaş Gününde Altı Çocuğu Miras Kavgasına Tutuştu, Masaya Koyduğum Kutu Hepsini Susturdu!
Kutunun kapağını açmadan önce annem Nezahat'ın gözlerine baktım. Yüzündeki öfke, yıllardır saklanan bir sırrın ortaya çıkmasından korktuğunu düşündürüyordu.

"Ben size hiçbir şey yapmadım," dedim. "Sadece babaannemin sakladığı gerçekleri öğrenmenizi istiyorum."

En büyük amcam Rıfat ayağa fırladı.

"O kutuya dokunmaya hakkın yoktu!"

"Babaannemin evini paylaşmayı konuşmaya hakkınız var ama onun anılarını öğrenmeye hakkım yok, öyle mi?"

Kutuda altı dosya, eski bir fotoğraf albümü ve kırmızı kurdeleyle bağlanmış mektuplar vardı. Bunları iki hafta önce babaannemle hazırlamıştık. Eski dolabını temizlerken çıkardığı belgeleri yüzüncü yaş gününde çocuklarına göstermek istemişti.

İlk dosyanın üzerinde Rıfat yazıyordu.

"Açayım mı, babaanne?"

Nedret başını salladı.

"Aç kızım. Artık saklanacak bir şey yok."

İçinden otuz sekiz yıllık satış sözleşmesi ve banka dekontları çıktı. Rıfat'ın işi batmak üzereyken babaannem dedemden kalan tarlayı satmış, oğlunun borçlarını kapatmıştı.

"Annem bana yardım ettiyse ne olmuş?" dedi amcam. "Ben onun oğluyum."

"Elbette. Ama az önce bu evde en büyük hakkın olduğunu söyleyen de sendin."

İkinci dosya Naciye halama aitti. Boşandıktan sonra babaannem bütün birikimini ona vermiş, çocuklarına yıllarca bakmıştı.



Diğer dosyalarda başka bir amcamın hastane faturalarıyla öteki halamın çocuklarının okul masrafları bulunuyordu.

Beşinci dosyayı açtığımda annem kıpırdandı.

"Anne, ilk evimizin peşinatının büyük bölümünü babaannemin karşıladığını neden hiç anlatmadın?"

Tapu fotokopisini gösterdim. Babaannem dedemden kalan altınlarını bozdurmuş, birikimini annemlere vermişti.

Annem başını eğdi.

Son dosyada Şevki amcamın işsiz kaldığı dönemde aldığı yardımlar ve açtığı dükkânın masrafları vardı.


Altı kardeşin tamamı annelerinin fedakârlıkları sayesinde zor günleri aşmıştı.

Ardından fotoğraf albümünü açtım. İlk sayfada dedem Cemil'le babaannem, henüz bitmemiş evlerinin önünde duruyordu.

"Bu evi nasıl yaptıklarını biliyor musunuz? Dedem gündüz çalışıp akşam duvar örüyormuş. Babaannem çocuklara baktıktan sonra ona yardım ediyormuş. Çatı tamamlandığında kutlayacak paraları bile yokmuş."

Fotoğrafı masaya bıraktım.

"Şimdi hepiniz bu evin değerini hesaplıyorsunuz. Peki burada yaşadıklarınızı hatırlıyor musunuz?"

Naciye halamın gözleri doldu.

"Babam mutfak duvarına boyumuzu işaretlerdi."

Babaannem gülümsedi.

"O çizgiler hâlâ duruyor."

Rıfat sabırsızlandı.


"Anneme minnettarız ama bunların mirasla ne ilgisi var?"

Babaannem doğruldu.

"Haklısın oğlum. Bunları size borç çıkarmak için saklamadım. Fakat bugün konuşurken kendimi anneniz değil, boşaltılmayı bekleyen eski bir ev gibi hissettim. Biriniz bile burada daha ne kadar yaşamak istediğimi sormadı."

Herkes sustu.

Babaannem kırmızı kurdeleli mektupları gösterdi.

"Şimdi onları dağıt."

Her kardeşin adına bir zarf hazırlanmıştı.

Rıfat mektubunu açınca çocukluğundan hatıralarla karşılaştı. Babasının ayakkabılarını giymeye çalıştığı günler, ilk okul sabahı, ilk maaşıyla eve gelişi...

Son satırı sesli okudu:

"Seninle gurur duymam için zengin olman gerekmiyordu oğlum. Yalnızca iyi bir insan olmanı istemiştim."


Amcam gözlüğünü çıkarıp gözlerini sildi.

Naciye'nin mektubunda mutsuz evliliğinden sonra eve döndüğü gün vardı.

"Bir kapı yüzüne kapanırsa annenin kapısı hep açıktır."

Annem kendi mektubunu titreyerek açtı. Babaannem, benim doğduğum gece hastanede sabahladığını, annemin anne oluşuyla gururlandığını anlatmıştı.Gebelik İncele

Sonunda şöyle yazıyordu:

"Kendi yuvanı kurarken verdiğim parayı hiç hatırlatmadım. Çünkü annelik borç defteri tutmak değildir. Ama yaşlandığımda hatırlanmak isterdim."

Annem ağlayarak mektubu göğsüne bastırdı.

"Anne, ben..."

"Önce herkes okusun kızım."

Diğer kardeşler de mektuplarını okudu. Odada sessiz ağlayışlar yükseldi.


Kutunun dibinde isimsiz bir zarf kalmıştı.

Babaannem onu açmamı istedi.

İçinden bir noterlik belgesinin örneği çıktı. Babaannem birkaç ay önce vasiyetname hazırlatmıştı.

Rıfat yerinden doğruldu.

"Evi birine mi bıraktın?"

"Önce dinle oğlum."

Babaannemin isteği, ölümünden sonra evin mümkünse ihtiyaç sahibi yaşlıların gündüz vakit geçirebileceği bir dayanışma merkezine dönüştürülmesiydi. Hukukçuyla görüşmüş, mirasçıların yasal haklarının gözetilmesi gerektiğini öğrenmişti.

Merkezin adını bile belirlemişti:

"Cemil ve Nedret Dayanışma Evi."

Rıfat'ın yüzü gerildi.


"Yani bize hiçbir şey kalmayacak mı?"

Babaannem gözlerini oğluna çevirdi.

"Size verebileceğim en değerli şeyi zaten verdim Rıfat. Hayatımı."

Kimse karşılık veremedi.

Ancak o akşamki pişmanlığın yeterli olmadığını biliyordum. Babaannemin ihtiyacı güzel sözler değil, yanında olacak insanlardı.

"Son altı ayda babaannemin kaç kez hastalandığını biliyor musunuz?" diye sordum.

Cevap gelmedi.

"Üç kez. İki kez hastaneye götürdüm. Bir gece tansiyonu yükseldiğinde sabaha kadar yanında kaldım."

Annem şaşkınlıkla baktı.

"Neden haber vermedin?"


"Seni aradığımda hep meşguldün anne. Babaannem de kimseyi telaşlandırmak istemiyordu."

Nedret elimi tuttu.

"Kimseye yük olmak istemedim."

"Sen yük değilsin babaanne."

Şevki başını eğdi.

"Bu kadar yalnız olduğunu bilmiyordum."

"Bilmek için araman gerekiyordu."

O akşam ilk defa mirası bırakıp babaannemin ihtiyaçlarını konuştular. Naciye haftada iki gün gelmeyi, Şevki alışverişini yapmayı, Nezahat doktor kontrollerine eşlik etmeyi üstlendi.

Rıfat uzun süre sustuktan sonra annesinin önünde diz çöktü.

"Anne, bugün çok yanlış yaptım. Hakkını helal et."


Babaannem oğlunun saçlarını okşadı.

"Çok kırıldım. Siz beni daha ölmeden toprağa vermiştiniz. Affederim ama değiştiğini sözlerinle değil, davranışlarınla göster."

Herkes gittikten sonra babaannem bana sarıldı.

"Bugün beni savundun kızım."

"Keşke buna gerek kalmasaydı."

"Keşke..."

Sonraki haftalarda verilen sözlerin bazıları unutulmaya başladı. Fakat annem Nezahat gerçekten değişmişti. Her çarşamba babaanneme gidiyor, birlikte yemek yapıyorlardı.

Bir çarşamba öğleden sonra ben de uğradım. Mutfaktan yükselen börek kokusuna babaannemin kahkahası karışıyordu. Kapıda durup onları izledim. Annem hamur açarken babaannem sandalyesinden tarif veriyor, aralarında yıllardır görmediğim bir yakınlık yaşanıyordu.
DEVAMI DİĞER SAYFADA
Reklamlar