Ahmet, “Şule artık bizimle yaşayacak,” dedi.
İçim parçalanmıştı ama Şule’ye öfke duymuyordum. Çünkü onun da bu evliliğe benim kadar gönülsüz sürüklendiğini hissediyordum.
Zamanla aramızda tuhaf bir bağ oluştu.
Şule mutfakta bana yardım ediyor, birlikte çay içiyor, bazen saatlerce konuşuyorduk. Ahmet’in aksine beni dinliyordu. Ben de ona bu evde nasıl davranması gerektiğini, hangi konularda dikkatli olması gerektiğini anlatıyordum.Bir süre sonra gerçekten iyi anlaşmaya başladık.
Hatta Ahmet’in kıskançlığını fark edince ikimiz de gizlice gülüyorduk.
“Sen benim kumam değil, kardeşim gibisin,” dediği bir gece gözleri dolmuştu.
Ben de elini tuttum.
“Sen de benim düşmanım değilsin.”
Fakat her şey, Şule hamile kaldığında değişti.
Ahmet’ın yüzü ilk kez yıllar sonra gerçekten gülüyordu. Evde sürekli bebekten bahsediliyor, benim varlığım giderek görünmez hale geliyordu.
Bir gün Ahmet bana, “Şule’nin doğumundan sonra bazı şeyleri değiştirmemiz gerekecek,” dedi.“Ne gibi?”
“Bu evde senin için ayrı bir oda hazırlayacağız. Şule ve çocuk benim ailem olacak.”
Sanki yıllardır yaşadığım evde misafir olduğumu o an anlamıştım.
Yine de sustum.
Şule ise bana sarılıp, “Ben bunu istemiyorum,” dedi.
“Senin suçun değil.”
“Ben seni göndermek istemiyorum.”
O gece ilk kez içimde bir şüphe oluştu.
Ahmet’ın amacı sadece çocuk sahibi olmak değildi.
Beni tamamen hayatından çıkarmak istiyordu.Sonraki haftalarda evin içinde garip şeyler olmaya başladı. Belgelerim yer değiştiriyor, banka hesaplarımla ilgili zarflar kayboluyor, hatta yıllardır sakladığım bazı aile evraklarını bulamıyordum.
Bir akşam Şule odama koşarak geldi.
“Nermin abla, Ahmet senin çekmecelerinden bir şeyler alıyordu.”