Karım Leyla ile yıllarca çocuk sahibi olmayı denedik. Başarısız olunca, evlat edinme fikrini o ortaya attı. Bu fikir ikimize de çok doğru gelmişti. Aylarca süren bekleyişin ardından Ada ile tanıştık; henüz bebekken koruyucu aile sistemine girmiş, pırıl pırıl gözleri olan 4 yaşında bir kız çocuğuydu. Eve geldiği ilk günden itibaren bize sımsıkı sarıldı; henüz işlemler resmileşmeden bile bize "Anne" ve "Baba" demeye başladı.
Ancak onu eve getirmemizden tam bir ay sonra, işten eve geldiğimde Ada koşarak yanıma geldi ve minik kollarıyla bacaklarıma dolandı. Sesi titriyordu. "Gitmek istemiyorum," dedi. Şaşkınlıkla önünde diz çöktüm. "Nereye gitmek tatlım?" Dudakları titredi, gözleri doldu. "Bir daha gitmek istemiyorum. Seninle ve annemle kalmak istiyorum." İçimi buz gibi bir ürperti kapladı. Saçlarını okşayarak, "Böyle bir şey olmayacak," diye söz verdim. Ama o sırada koridorda Leyla belirdi; yüzü bembeyazdı ve bakışları okunmaz bir haldeydi. "Konuşmamız lazım," dedi soğuk bir sesle.
DEVAMI DİĞER SAYFADA

