Nefesimi tuttum.
Bakıcı, kapıyı aralayıp dışarı baktı. Ardından bir adam içeri girdi. Uzun boylu, koyu renk montlu biriydi. Elinde küçük bir çanta vardı. Adamın içeri girer girmez sigara yaktığını gördüm; duman loş ışıkta belli belirsiz yükseldi.
Dizlerim titredi.
Perdelerin arasından görebildiğim kadarıyla adam doğrudan yatak odasına yöneldi. Birkaç dakika sonra odanın ışığı yandı. Bakıcı kapıyı kapatıp aşağı indi. Yabancı adam odada yalnız kaldı.
Ve sonra… inanamadığım bir şey oldu.
Adam yatağa yaklaştı, eğildi ve Mehmet’in kulağına bir şeyler fısıldadı. Ardından cebinden küçük bir enjektör çıkardı. Gözlerim karardı. Nefesim kesildi. O an içimdeki korku öfkeye dönüştü.
Telefonumu çıkarıp polisi aramayı düşündüm ama önce emin olmam gerekiyordu. Adam enjektörü Mehmet’in kolundaki serum hattına bağladı. İşlemi o kadar profesyonelce yapıyordu ki, bunun ilk kez olmadığını anladım.
Bir anda Mehmet’in parmakları titredi.
Gözlerime inanamadım.
Altı yıldır tek bir kası bile oynamayan adamın eli hafifçe kıpırdadı. Adam geri çekildi ve dikkatle onu izlemeye başladı.
Sonra Mehmet’in göz kapakları titredi.
O an saklandığım yerden fırladım. Kapıya doğru koşarken kalbim kulaklarımda atıyordu. Anahtarım hâlâ çantamdaydı. Kapıyı sessizce açtım ve merdivenleri çıktım. Yatak odasının kapısını hızla ittim.
Adam irkilerek bana döndü.
“Sen… seyahatte değil miydin?” dedi bakıcı arkamdan, yüzü bembeyaz.
Gözlerim Mehmet’teydi.
Ve o an, altı yıl sonra ilk kez, gözleri aralandı.
Bana baktı.
Şaşkın, korkmuş ama bilinçli bir bakıştı bu.
Odadaki adam panikle geri çekildi. “Bu tedavi denemesiydi,” dedi titrek bir sesle. “Resmi değil… ama umut vardı.”
Bakıcı ağlamaya başladı. Altı yıldır doktorların “bitkisel hayat” dediği durumun aslında geri döndürülebilir olabileceğini, ama bunun için gizli ve pahalı bir deneysel tedavi uyguladıklarını itiraf etti. Sigara içen adam, lisansı iptal edilmiş bir nörologdu. Resmi yollardan yapamayacağı bir tedaviyi, gizlice burada sürdürüyordu.
Benden saklamışlardı. Çünkü ya başarısız olursa umudum tamamen yıkılır diye korkmuşlardı.
Ama o gece umut gözlerimin içine bakıyordu.
Mehmet’in dudakları titredi. Çok hafif bir ses çıktı.
“Zeynep…”
Dizlerimin üzerine çöktüm. Gözyaşlarım yanaklarımdan süzüldü. Altı yıl boyunca vedasını yapamadığım adam, sonunda geri dönüyordu.
O gece anladım ki bazen en büyük ihanet sandığımız şey, aslında çaresizliğin yanlış yöntemidir. Öfke, yerini tarifsiz bir şükre bıraktı.
Mehmet’in elini tuttum. Bu kez parmakları benimkileri zayıf da olsa sıkıyordu.
Ve altı yıl sonra evimiz ilk kez yeniden bir yuva gibi hissettirdi.