Kocam altı yıldır komadaydı ve tek bir parmağını bile oynatamıyordu. Hayatımız bu süre içinde tamamen değişti.
Kocam altı yıldır komadaydı. O kazadan sonra hayatımız bir daha hiç eskisi gibi olmamıştı. Günlerimiz ilaç saatlerine, doktor kontrollerine ve makinelerin tekdüze seslerine bağlıydı. Evimiz artık bir yuva değil, küçük bir hastane odası gibiydi. Perdeler hep yarı aralıktı, odada sürekli antiseptik kokusu vardı ve her şey steril, düzenli, soğuktu.
Her akşam güneş batarken yatak odamızın penceresinden içeri kızıl bir ışık süzülürdü. O ışık, her gün titizlikle değiştirdiğim bembeyaz çarşafların üzerine düşerdi. Mehmet yatağında hareketsiz yatardı; gözleri kapalı, yüzü sakin ama ifadesizdi. Göğsü, bağlı olduğu cihazın ritmine uygun şekilde yavaşça inip kalkardı. Yanına yaklaşıp alnına düşen saç telini düzelttiğimde, bir anlığına eski günleri hatırlardım. Yüksek sesle gülen, kahvaltıda şarkı söyleyen, hayat dolu o adamı…
Ama o akşam bir şey farklıydı. DEVAMI DİĞER SAYFADA