Elimdeki tabağı aldı, masaya bıraktı ve bana doğru döndü. O an ne söyleyeceğini değil, ne yapacağını merak ederek olduğum yerde kaldım.
Ali birkaç saniye sustu.
Sonra başını eğip, “Asiye… bunu yapmamamız gerekiyor,” dedi.
Bu cümleyi duyduğumda içimde garip bir boşluk oluştu. Sanki bütün gece boyunca kurduğum hayal bir anda elimden alınmıştı. Utandım. Gözlerimi yere indirdim.
“Ben sadece çorba getirdim,” diyebildim.
“Biliyorum,” dedi. “Ama ikimiz de bunun sadece çorba olmadığını biliyoruz.”
Sözleri yüzüme tokat gibi çarptı. Haklıydı.
Kapıya yöneldim. Tam çıkacakken arkamdan seslendi.
“Asiye.”
Döndüm.
“Sen kötü bir kadın değilsin.”
Gözlerim doldu.
“Öyle hissediyorum,” dedim. “Çünkü yıllardır kimse beni görmedi. Gülizar’ın arkadaşıydım, köyde yalnız yaşayan kadındım, başkasının işini yapan insandım. Ama hiç kimse bana sadece Asiye olduğumu hissettirmedi.”
Ali’nin yüzündeki ifade değişti. Bir süre sustu.
“Ben de seni gördüm,” dedi. “Belki sorun da bu.”
O gece evime dönerken ayaklarımın altında toprak vardı ama sanki yürümüyordum. İçimde birbirine karışmış utanç, özlem ve kırgınlık vardı.
Ertesi sabah Gülizar aradı. Annesinin durumu düzelmişti ve birkaç gün daha orada kalacağını söyledi. Sesindeki rahatlığı duyunca içim daha da sıkıştı.
Telefonu kapattıktan sonra uzun süre mutfak masasının başında oturdum.
O güne kadar yalnızlığımı kader sanmıştım. Fakat ilk kez, yalnızlığın beni yanlış bir kapıya götürdüğünü fark ettim.
Gülizar döndüğünde Ali’yle aramızdaki her şeyi unutmaya çalıştık. Ama bazı sessizlikler unutulmuyordu.
Bir akşam Gülizar bana baktı.
“Senin bir derdin var,” dedi.
“Yok.”
“Beni kandırma. Çocukluğundan beri seni tanıyorum.”
Başımı eğdim. Birkaç saniye boyunca konuşamadım. Sonunda gözlerimden yaşlar süzüldü.
“Ben çok yalnızım, Gülizar.”
Gülizar’ın yüzündeki sertlik bir anda kayboldu. Yanıma oturdu.
“Bunu neden bana daha önce söylemedin?”
Omuzlarımı kaldırdım.
“Bilmiyorum. Belki insan bazen yalnızlığını söylemeye utanıyor.”
Gülizar ellerimi tuttu.
“Yalnız olman, kendini yanlış bir yerde araman gerektiği anlamına gelmez.”
Bu söz içime işledi.
O gece ona her şeyi anlatmadım. Ali’yle aramızda yaşanan o sessiz yakınlaşmayı ayrıntılarıyla söyleyemedim. Ama kendi içimde bir karar verdim.
Bir daha kimsenin eşinin gölgesinde kendime yer aramayacaktım.
Aradan haftalar geçti.
Ali’yle eskisi gibi konuşmadık. Karşılaştığımızda selam verdik, o kadar. Bir gün köy meydanında karşılaştığımızda yanıma geldi.
“İyi misin?” diye sordu.
“İyiyim.”
Gerçekten de ilk kez iyi olmaya başlamıştım.
“Senin için üzgünüm,” dedi. “Ama o gece kapıyı açmasaydım belki ikimiz de daha kolay unutacaktık.”
Gülümsedim.
“Belki de o kapının açılması gerekiyordu.”
Şaşırarak baktı.
“Ne demek istiyorsun?”
“Bana bir şey öğretti. Benim ihtiyacım sen değildin, Ali. Benim ihtiyacım birinin beni görmesiydi. Ama artık bunu yanlış kişide aramayacağım.”
Ali başını eğdi.
“Umarım aradığını bulursun.”
“Bulacağım,” dedim.
O konuşmadan sonra içimde tuhaf bir huzur oluştu.
Aylar geçti. Bahar geldi. Köyün girişindeki eski evlerden birinin boşaltıldığını öğrendim. Evi kiralayıp küçük bir dikiş atölyesine çevirmeye karar verdim. Çocukluğumdan beri elim yatkındı. Önce köy kadınlarına ufak tefek işler yapmaya başladım.
Sonra işler büyüdü.
Kadınlar gelip benimle oturuyor, çay içiyor, konuşuyordu. Evimin sessizliği yavaş yavaş değişmeye başladı
Daha fazlasını keşfedin
Aile Hukuku
Sağlık Sorunları
Ölüm ve Trajedi
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.