Düğün gecesiydi. Herkes mutluluk naraları atıyor, danslar sürüyor, fotoğraflar çekiliyordu. Işıklar hafifçe titriyor, salonun köşesindeki eski portre sanki geceyi izliyordu. Her şey olması gerektiği gibiydi. Ta ki bir çığlık her şeyi durdurana dek.
Çığlık salondan değil, odadan gelmişti. Gelin bağrına bastırmış, ayakta duramıyordu. Kayınvalide kapıyı kırarcasına açtı ve onu yerde titrerken buldu. Gürültü bir anlığına havayı yırttı. Konuklar arkasına yaslandı, telefonlar elden çıktı, ama kimse gerçeği görmüyordu. Sadece o an vardı: titreyen bir beden, donmuş yüzler, ve o ince, soğuk fısıltı.
devamı diğer sayfada