Şaşkınlıkla ayağa kalktım. “Benim evimde hiçbir şeyi yönetemezsin. Derhal evimden çıkın!” diye bağırdım. Babam itiraz edilmesine tahammül edemeyen bir adamdı. Öfkeyle kolumu kavradı, ardından saçlarımdan tutarak beni mutfakta sürüklemeye başladı. Cansu ise arkamızdan alaycı bir şekilde gülüyordu. Babam beni ağır ahşap dış kapıdan dışarı, beton verandaya doğru fırlattı.
Yere düşerken dizimi sertçe çarptım. O an bacaklarımdan aşağıya sıcak bir sıvının boşaldığını hissettim. Dehşet içinde, “Suyum geldi…” diye fısıldadım. Cansu kahkaha atmaya devam ederken babam çantamı yanıma fırlatıp “İstediğin yeri ara!” dedi.
Çantamdan telefonumu çıkardım ama ilk olarak ambulansı değil, Kaan’ın yıllardır aile avukatlığını yapan Selin Hanım’a ulaştım. Selin Hanım durumumu duyar duymaz, “Sakın eve girme Merve! Baban dün benim ofisimi arayıp senin adına evi satmak için vekalet aldığını iddia etti. Kaan hayattayken babanın bu hırslarını tahmin etmişti. Ev de, şirketteki çoğunluk hisseleri de özel bir koruma fonunda. Baban senin imzanı taklit ettiyse şu an kendi tuzağına düştü!” dedi.
O sırada evin içinde babamın telefonu çalmaya başladı. Babam telefonu açtığında yüzündeki o kibirli ifade bir anda silindi, rengi kireç gibi bembeyaz oldu. Telefondaki ses, babamın hayatını bir anda altüst edecek haberi veriyordu. Babam telefondaki kişiye panik içinde, “Ne demek şirket ve banka hesapları donduruldu?” diye bağırdı.