İki hafta önce Meral mutfakta torunumuzun doğum günü için meşhur elmalı turta yapıyordu. Lavabonun yanına dökülen suya basıp kaydı. Salondan çığlığını duydum.
“Cem! Yardım et!”
Koşarak içeri girdim. Onu muşambanın üzerinde yatarken buldum; kalçasını tutuyordu, yüzü acıyla buruşmuştu.
“Sanırım kırıldı,” diye fısıldadı gözyaşları içinde.
Ambulans hızlı geldi. Hemen ameliyata aldılar. Doktorlar kalçasının iki yerden kırıldığını söylediler. Yetmiş beş yaşında bu hafife alınacak bir sakatlık değil. “Çok şanslı,” dediler ama bizim yaşımızda iyileşme ne kadar güçlü olursan ol yavaş ilerler.
Meral bir bakım merkezinde fizik tedavi görürken ben onlarca yıl sonra ilk kez evde tek başıma kaldım. Ev onsuz bomboştu — ne mırıldanması vardı ne ayak sesleri ne de bir ömür boyu kurduğumuz o sessiz düzen. Her gün ziyaretine gittim ama geceler uzun ve ıssızdı.
İşte o zaman duymaya başladım. Devamını okumak için diğer sayfaya gecebilirisniz..
Eşim elli iki yıl boyunca tavan arasını kilitli tuttu – nedenini öğrendiğimde içim sarsıldı.
Elli iki yıllık evliliğimiz boyunca eşim tavan arasının kapısını sıkıca kilitli tuttu. “Sadece eski ıvır zıvır,” dediğinde sözünü sorgulamadım. Ama o kilidi kırıp açtığım gün, ailem hakkında bildiğimi sandığım her şey dağılıp gitti.
Ben normalde internette yazı yazan biri değilim. Yetmiş altı yaşındayım, emekli deniz astsubayıyım. Torunlarım bir sosyal medya hesabım var diye benimle dalga geçiyor. Ama iki hafta önce yaşadıklarım beni derinden sarstı. Bunu tek başıma taşıyamıyorum. O yüzden iki parmağımla yazarak içimi döküyorum.