Cem’in arabasını uzaktan takip ederken ellerim direksiyonda titriyordu. Kendime defalarca “Belki de yanlış anladın.” diyordum. Belki o mesaj işle ilgiliydi. Belki bir arkadaşının yaptığı anlamsız bir şakaydı. İçimdeki umut, aklımdaki şüpheyle mücadele ediyordu.
Yaklaşık yirmi dakika sonra şehir merkezinden ayrılıp eski bir mahallenin dar sokaklarına girdi. Ben de birkaç araç geriden onu izlemeye devam ettim. Sonunda küçük, iki katlı bir binanın önünde durdu.
Arabasını park edip elinde siyah bir çantayla içeri girdi.
Ben de birkaç dakika bekledim. Bina ne bir ofise ne de bir kafeye benziyordu. Kapısında herhangi bir tabela yoktu.Cesaretimi toplayıp yaklaştım.
Tam kapının önüne geldiğim sırada içeriden alkış sesleri yükseldi.Kalbim hızlandı.
Yavaşça kapıyı araladım.İçeride yaklaşık on beş kişi vardı. Masaların üzerinde renkli kartonlar, balonlar ve çeşitli süslemeler duruyordu. Ben kapıda donup kalınca içeridekiler bana şaşkınlıkla baktılar.O anda Cem de dönüp beni gördü.
Yüzündeki ifade önce şaşkınlığa, ardından endişeye dönüştü.“Sen… burada ne yapıyorsun?” diye sordu.
Artık kendimi tutamıyordum.
“Ben sana aynı soruyu soracağım.” dedim.
Salondaki herkes sessizleşmişti.
Derin bir nefes aldım.
“Akıllı saatine gelen mesajı gördüm.”
Cem’in yüzünün rengi değişti.
“Dün gece mükemmeldi…”
O cümleyi duyunca odadaki yaşlı kadınlardan biri başını iki eli arasına aldı.
Cem ise birkaç saniye hiçbir şey söyleyemedi.
Sonunda çantasını yere bıraktı.
“Keşke bana sorsaydın.” dedi.
“O mesajı gördükten sonra sana nasıl güvenebilirdim?” diye karşılık verdim.
Beni yanındaki sandalyeye oturttu.
Sonra telefonunu çıkarıp mesajı açtı.
Mesajın tamamını gösterdi.
Görebildiğim ilk satır gerçekten de “Dün gece mükemmeldi.” yazıyordu.
Ama altında devam eden uzun bir metin vardı.
“…Sayenizde aylardır ilk kez oğlum rahat uyudu. Gönüllü olarak bize destek olduğunuz için size minnettarız.”
Şaşkınlıkla ekrana baktım.
Meğer mesaj, Cem’in birkaç aydır gizlice gönüllü olarak destek verdiği ailelerden birinden gelmişti.
Ben hâlâ hiçbir şey anlamamıştım.
Cem yavaşça anlatmaya başladı.
Yaklaşık altı ay önce iş arkadaşlarından biri, maddi durumu yetersiz ailelerin çocuklarına ücretsiz teknoloji eğitimi veren küçük bir dernekten bahsetmişti.
Hafta içi işten sonra birkaç saatini burada geçiriyor, çocuklara bilgisayar kullanmayı öğretiyor, eski bilgisayarları tamir ediyor ve ailelere destek oluyormuş.
Bana söylememesinin sebebi ise farklıydı.
Yaklaşan evlilik yıl dönümümüzde beni buraya getirip birlikte gönüllü olmamızı istiyormuş.
Hatta içerideki herkes bunu bildiği için hazırlık yapıyormuş.
Masaların üzerindeki süslemeler de bunun içindi.
O sırada biraz önce başını eğen yaşlı kadın yanıma geldi.
“Mesajı ben attım.” dedi.
“Torunum otizmli. Dün akşam ilk kez bilgisayar başında kimseye bağırmadan iki saat geçirdi. Cem Bey aylarca sabırla onunla ilgilendi. Heyecandan sadece ilk cümleyi yazıp göndermişim. Sonra devamını ekledim ama saatinizde sadece ilk kısmı görünmüş olmalı.”
Boğazım düğümlendi.
Saat ekranında yalnızca ilk satırın görünmesi, zihnimde koca bir ihanet hikâyesi oluşturmuştu
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.